Nasıl olucak, ne olucak bir önemi yoktu hiç... Bir planım vardı ve asla iptal etmeyi yada ertelemeyi istemiyordum...
Harikaydı!
''İyi ki yapmışım!'' isimli listemde üst sıralara yazdım Paris'i :)
10 günüm daha olsa harika olurdu! Nerede olduğunu bilmeden ve hiç önemsemeden gezmekten inanılmaz keyif aldım... Elimde harita, istediğim heryere gitmeyi başardım! Konuşmazlar dedikleri Fransızlarla hiç sıkıntı yaşamadım, aksine çok keyifli diyaloglar geçti aramızda :D
Fauchon isimli çok şık bir pastane(-şarküteri)de 4 kişinin oturduğu bir masaya oturarak harika bir sohbet yaşadım! Solumda oturan bayan poşetlerimin yere düşmesiyle bana takılmaya başladı, çok keyifli bir sohbet başladı. Türk olmama anlayamadığım tepkiler verdiler genelde! Hani uzaylıyım demedim ki! woooow kıvamında bir sesten sonra;- ülken harika, İstanbul büyüleyici, Kapadokya şöyle güzel.... gibi harika şeyler söylediler...
Sonra sağımda oturan iki Fransız bayan da sohbete katıldı, böylece 5 kişi Türkiye ağırlıklı bir sohbet oldu...
Bir günde metroda otururken göz ucuyla çok yakınımda bir hareket farkettim ve fırladım hemen! Annem yaşlarında öğretmene benzeyen bir bayan ne oldu der gibi baktı gülümseyerek...
- 'Fare ' dedim...
- Nerde?
- Orda!
- Çok çok küçük ...
- Ama fare!
- Metroda çok normal !!!!
Ve yine nerelisin sohbeti, İstanbul sizin nehir çok güzel, ah bizim ki boğaz :)
Bir de kayalar gördüm ben evet orasıda Kapadokya... ay yaaa Kapadosyaaaa şeklinde çok zevkliydi bu sohbetler :P
Ben Kapadokya konusunda sesliğimi koruyup hala görmediğimi söylemedim! Bu kış ilk gitmek istediğim yeri biliyorum yani :P
O kadar çok yürüdüm ki, akşam yattığımda bacaklarımı hissetmiyordum! Metroyu kullanmadan heryeri görmek istediğim için saatlerce yürüdüm... Baktım bu iş böyle olmayacak, evet buraları gördüm artık yürümemek gerek deyip metroyu kullanmaya başladım. Hatta nerede aktarma yapmam gerektiğine kendim karar vericek noktaya bile geldim :)
İlk gün Türklerle karşılaştım. Ayaküstü sohbet ederken nerden-nereye yürümek gerek şeklinde elimizde haritalarla yol ararken 'Unesco Dünya Barış Yılı'' konseri için geldiklerini söylediler. Birlikte Louvre Müzesine yürüdük ve gezdik.Ertesi gün konser verdi, semazenler eşliğinde. Davet ettiler, tabiiki gittim! Çok izlemek istediğim birşeydi ve ne ilginçtirki Fransa' da izleme şansım oldu! Aralık ayında Konya'da bir organizasyon olucakmış. Tarihini buradan yazarım ilgilenenler için...
Louvre Müzesi çok güzeldi, söyledikleri doğruysa her bir eserin önünde 30 saniye kalarak tüm müzeyi gezmek 4 ay sürermiş! Biz saatlerce gezdik, bildiğim sevdiğim tabloların orjinallerini görmek çok güzeldi. Heykeller ise olağanüstü güzeldi! Tekrar gitsem Paris'e yine bir günümü buraya ayırırım!
Yorgunluktan bitmişken İslam Eserleri'nin olduğu bir salonu duyduk ve tabiiki orayıda görmeden çıkamazdık! O kadar çok İran, Mısır gördüm ki e hani nasıl yani derken nihayet büyük bir salonda İznik Çinileri, Türk Halıları gördük...
İşin komik yanı, bu kadar dünya insanını ağırlayan bir müze, hatta şehir asla ingilizce bir bilgi yazmıyor hiç biryerde!
Müzeler, kiliseler, sokaklar heryer çok güzeldi...
Notre Dame Katedraline iki defa gittim. Cumartesi çok çok kalabalıktı, ama yine de çok huzurluydu...



Uzun yürüyüşlerden birinde Diana'nın trafik kazası geçirdiği alt geçide geldim! Ölüm yıl dönümünün üzerinden bir hafta geçmişti sadece ve çiçekler hala duruyordu!

Herkes heryerde bisiklet kullanıyordu, buna bayıldım. Üstelik bisiklet istasyonları var, kredi kartınla bisiklet alıp şehrin diğer ucunda bırakabiliyorsun. Taksi bulmanın bu kadar zor olduğu şehirde eşsiz bir çözüm geliştirmişler. Unesco' ya gitmek için taksi bulmak inanılmaz zordu!
Eiffel Kulesi'nde en yukarda neredeyse herkes Türk'tü :) Yukarıdan manzara çok güzeldi... Hiç yükselti yok, bu çok ilginçti. İstanbul'dan sonra düz şehirler bana tuhaf geliyor...
Gece çektiğim fotoğrafları çok sevdim, minik treepodumu yanıma almayı unutmasaydım eğer hiç titrememiş harika fotoğraflar çekebilecektim. Bir dahaki sefere artık :)

Trafikte sevimli bulduğum bir başka minik ayrıntı, yayalar için kırmızı yanarken normal bizdeki gibi.Ama bekleme süresinin uzun olduğu yerlerde kırmızı adamın elleri belinde :) Çok uzun yürüyünce bu ayrıntıyı farkedip hemen oturacak yer bakabiliyorsun...
Daha anlatabileceğim neler neler var ama yeter, ben yine gitmek istiyorum...
Amsterdam' a mesela :)
~mrl~




