Thursday, March 20, 2008

Yazın habercileri geldi...


Bugün leylekler geldi, ofiste camdan gördüm onları...
Geçen yıl gittikleri gibi, yine hiç aceleleri olmadan gökyüzünde dönerek uçuyor, hep birarada kalmaya özen gösteriyorlardı adeta...
Google ana sayfada 'o' ları laleler yapmıştı bugün, baharın ilk günü yazısı geliyordu mousela üzerine gelindiğinde... Ciddende tam bir ilk gün oldu leyleklerin gelişiyle...
Bahar yılın en güzel mevsimi bence, pırıl pırıl, umutlu, çiçek kokulu...
Bahar beklentilerinizin gerçek olmasını diliyorum :)
~mrl~
p.s. Fotoğraf geçen yıl leylekler giderken cep telefonumla çektiğim karelerden.

Tuesday, March 11, 2008

sabah 3:30 - 6:30

Günlük rutinlerimizde ne çok şeyin kıymetini bilmiyoruz!!!

Gece yatarken ''iyi geceler!'' deyip gidiyoruz yatağımıza... Rutinya; sabah olacak, alarm çalıcak, yatakla vedalaşılacak, banyo ziyaretedilecek, ne giyeceğim diye gardropta derin kazı çalışması yapılacak, kısa sürede evden çıkılabilirse uzun süre trafikte sürünülecek, vs....

Dün gece yatmadan canım babamın tansiyonu ciddi olarak yüksekti! Doktorumuz arandı ilaçlar alındı, inatçı tansiyon biraz olsun insafa geldi... ''-iyi geceler!'' dedik birbirimize, ama kapım açık yattım. Bizim yaramazlar beni uyandırmamak için son derece sessiz hastalanırlar :) Gece kalkmış kapımıda çekmişler usulca ama duydum tabii...

Gece saat 3:20, babam koridorda volta atıyor ve ciddi acı çekiyor! Tuvalete gidiyor ama idrar yapamayarak acılar içinde yine kıvranıyor. Ne yapılır, sıcak mı konur soğuk mu? Ağrı kesici verilir mi? Ama neye göre ağrı kesici!
Hemencik Marmara Üniversitesi Acil Servise gittik! Neyseki daha önce gördüğüm manzaralar yoktu! Çok ilgilendiler babamla. Ağrının geliş şeklinden ve babamın kıvranmalarından böbrekte taş sorusu geldi akıllarına.Tahliller yapılacak, ilk önce idrar tahlili; babamın örnek sadece kan! Labaratuardan gelen cevap makine tanımlayamıyor bu sadece kan! Babama kocaman bir serum veriliyor içine morfin katılmış!
Doktorumuz çok şeker Burcu Hanım diyor ki, '-ben 6 tane düşürdüm, nasıl acı verdiğini biliyorum, sıkın dişinizi kısa sürede hafifleyip geçicek bu kriz!' Dediği gibi oldu, babam gözümün önünde 1 saat daha acısı hiç azalmadan kıvrandı. Sonra yavaşladı dedi... Rahat nefes aldık, ama morfinden yazık doğru düzgün konuşamaz hale geldi. Sonra röntgen çekildi, görünmüyor namussuz taş! Bir de ultrason dediler, ona da gittik.Ve kaçamadı daha fazla, göründü ultrasonda...

Neler yapıcağımız öğrenip, sabahın 6:30'unda benim babamı keyiflendirme çabalarım ile açık pastane bulup, sıcacık simitler ile eve geldik :)

Bunları neden yazdığıma gelince, benim gibi nette neden araştıranlara yaşanmış örnek olsun istedim... Hepimizin başına en abuk saatte en abuk şeylerin gelebilceğini düşünerek anlatmak istedim.

Sebebi bilinmeyen bir ağrı karşısında ilaç alıp geçiştirmeye çalışmak çok ciddi sorunlara sebep olabilir.

Herkese sağlıklı günler...
~mrl~

p.s. Hastanedeki eskilik, bakımsızlık gibi sıkıntıları yazmayacağım, okumaktan sıkılırsınız!

Sunday, March 9, 2008

bilgi...

Televizyonda yayınlanan bir program hakkında mail aldım, günlük hayata dair bilgiler var...

Buyrun ;

NASIL KANSER OLUNUR?

05 Mart 2008 Çarşamba 10:28

"Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır" diyen Prof. Topuz, öyle şeyler söyledi ki; göz göre göre kanser oluyoruz...
'Gerçekleri anlatırsam Türkiye sarsılır' Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı... Kanal D'deki bir programa konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı. Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı. Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. "Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı. "Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye'de" diyen Topuz'un sarsıcı açıklamaları şöyle:

-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller... Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.

-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.

-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.

-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü tuz da kanserojendir.

-Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

-3 ayda bir suyunuzu değiştirin. Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey... Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

-Meyva suyu yerine posasıyla tüketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

-Çocuklarımızı yeşil plastik sahalarda oynatmayınız. Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

-Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz spor yerine.

-Bütün beyazlatıcılardan kaçınız. Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.

KANSER DALGA DALGA GELİYOR
Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgi ise kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymaktaydı: "Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer." Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, "Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye'nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller" diye konuştu.

Sunday, March 2, 2008

kesme şekerin hissetikleri

Günler koşuyor bende peşlerinden kovalıyorum!

Nasıl geçiyor ne anlayabiliyor ne yetişebiliyorum :) Bu birazzz ii bişi birazzz kötü :P
Ama heyecan kesinlikle keyifli...

Kesme şekerin erimesini çağrıştıran ve hafif salaklaştıran birşey yaşadım bugün... Kesme şekere benzettim çünkü bir bardağa attığınız şekerin nasıl eridiğini dikkatli izlemişliğiniz varsa aynen bunu çağrıştıran bir deneyimdi :)

Nasıl mı?

Lunaparkta işte bu oyuncağa bindik :)

Şahaneydi !!!

Fiziksel olarak tepetaklak olmaktan benim kadar keyif alanlar için şahaneydi! Bir yer demirlerini görüyorsun bir gökyüzünü! Kaç takla attığını ne taraftan ne tarafa döndüğünü takip etme şansın yok! Benim en sağlam avantajım bu ters dönen, uçan kaçan oyuncaklarla aram hep iyiydi :) Midem bulanmaz - başım dönmez, çok ama çok eğlenirim :)

Az biraz keyifler yoksa, yada stres tavan yaptıysa şiddetle tavsiye ederim...

Herkese şapşahane bir hafta diliyorum...

~mrl~

Thursday, February 7, 2008

Geciken 2. Sobe

Sevgili Wegwarte beni Aralık ayında sobelemişti. İlk sobemde yazdığım, yazamama sebeplerime yenileri eklendi :)

Artık öksürük olayı kontrolden çıktı, doktoruma bir ziyaret = bir torba ilaç :) İşin güzel yanı 1 aydır ilk defa bugün az öksürdüm :)

Gelelim hakkımda bilinmeyen 7 gerçeği açıklamaya :P
Bu biraz zor aslında, okuyanların az çok bildiği şeyler çıkıcak sanki...

1* Doğduğum gün gülüyormuşum... Hastanede gülen bebek olarak adlandırılmışım :)

2* 1,5 yaşındayken bile babamla inatlaşıyormuşum. İnatçıyım evet :) Ayrıca dozunda inat keyiflidir bile...

3* Sürpriz yapmaya bayılırım... Herkesin hayatında sürpriz yapabileceği insanlar vardır.O şaşkın ifadeyi ne çok severim.Yazın annemlerin yanına Altınoluğa habersiz gitmelerim ve annemin gözlerindeki o sevinç benim için vazgeçilmez...

4* Yemek yapmayı bilmem, ev işinden hiç anlamam :)
Ama elinde ben olan güzel yemek yapar derler, bu yüzden birgün yaparsam güzel olacağına inanıyorum...Öte yandan denemelerim de beğenilmiyor değil neyse ki!

5* Sokaktaki hayvanlara yemek taşırım.Üşendiğim çok şey vardır ama bu bana hiç zor gelmez.Elimde bir kap apartmanın önünde çıkıp ''pisi pisi pisiii'' şeklinde yüksek sesle hepsini çağırırım.Nasıl duyarlar ne ara fırlarlar farkedemem bile en az 3 kedi gelir :) Geçen gün yine bizim sokakta oturan birileri benim yöntemle pisiliyordu :)

6* Eskiden olsa ilk sıraya araba kullanmak yazardım, şimdi listeye girer mi acaba diye düşündüm.Evet hala seviyorum ama İstanbul trafiğinde değil...

7* En bilinmeyenle bitirelim :)
İşten ayrılıp kendi ofisini açan bir deli :) Deli diyorum iş sahibi olan herkes böyle diyor çünkü :) Ama ben çok heyecanlıyım.Hayatımdaki yenilikler inanılmaz bir motivasyon sağlıyor.

Blog ziyaretlerinin azalmasının en sağlam sebebi de tadilat aşamasında olmamdır :)

Ben oyun devam etsin deyip kimseyi sobleyemiyorum, dönüpte takip etme fırsatı bulamayacağım için...

~mrl~

Monday, January 28, 2008

Geciken Sobe

Geçen ay Archisugar 'cım hayatımı anlamlı kılan 7 şeyi anlatmak üzere sobelemişti beni... Wegwarte' cim de Hakkımdaki bilinmeyen 7 gerçeği açıklamak üzere sobeledi :) Ama araya giren telaşlı günler, minik yurtdışı gezisi, grip derken nihayet yazıyorum... İlk gelen sobe ile başlıyoruz...

* Ailem ve baldan tatlı üyesi Ege'm... Ben büyük ailede büyüdüm, kocaman bir ailede; dedeli-babaanneli, amcalı-yengeli, kuzenli bir evde... Birbirlerine sımsıkı bağlı insanların yaşadığı, iftarların-sahurların, bayram yemeklerinin en az 20 kişi ile yenildiği, bahçeli, huzur dolu bir evde...

Ailenin ne demek olduğunu çok küçükken öğrendim...

* Dostlarım! Onlarsız olmaz... Gözünün içine bakıp bütün hikayeyi görebilen, koşulsuz yanımda olan-yanlarında olduğum özel insanlar...

* Büyümesinden korktuğum; ama ısrarla, herşeye rağmen çocuk kalmayı başaran ruhum :) Heyecanını hiç kaybetmeyen, içinde kelebekler olduğuna inandığım ruhum :)

* Çalışmak! Ortaya birşeyler çıkarmak, üretimi organize etmek bana inanılmaz keyif verir. Kendini çok oyalayabilen biri değilim, işim olmalı hep.En sevdiğim iş günü, saatin ne zaman geçtiğini farketmeden akşam olması ve koltukta kala kalmak :)

* Gülmek-güldürmek, bardağın yarısı dolu demek :) Herzaman hayata pozitif yaklaşmak, çok inanıyorum ki hayata ne verirsen oda sana aynısını veriyor...

* Çok sevmek - sevilmek... İnsanları olduğu gibi kabul edip öylece sevmek... En zoru ama en güzeli :)

* İnanmaktan ve dilemekten vazgeçmemek ! İnanmak dünyanın en zor kavramı.Yürekten inanmak, kurcalamamak... Bunun yanında dileklere dikkat etmek.Hayat öyle sürprizler sunuyor ki inanmaktan ve istemekten vazgeçmeyenlere, mutluluk perisini sağ omuzunda piknik yaparken, papatya fallarında buluveriyorsun :)

Bir sonraki sobemiz hakkımda bilinmeyenler olucak...
Herkese şap-şahane bir hafta diliyorum.
~mrl~

Saturday, January 19, 2008

Grip + Kaçamak + Düsseldorf


Zaman su gibi aktı yine... 20 güne ne çok şey sığdığına inanamıyorum :)

10 gündür bitmek bilmeyen grip, deli öksürük, hastalığa rağmen Almanya !

Aylar öncesinden yapılmış bir plan vardı, kızlarla Düsseldorf' a gideceğiz.Ben Pazartesi işe bile gidemeyip evde sürünürken Salı sabahı uçaktaydım :) Ben ki 400-500 kare fotoğraf çekerim seyahatte, tek kare fotoğrafla döndüm.Düsseldorf'un renksizliğinden mi benim hastalığımdan mı bilinmez hiç çekmedim...Tek kare var, oda bu :) En beğendiğim şey pastalar oldu...Süperdi! Tekrar gitmem gerekse pastalar yeterli sebep !
Birçok arkadaşım benim gibi hasta oldu, ben çok komiktim ''asla hasta olmuyorum'' deyip kendime nazar değdirdim :) Başağrısı ve kuru öksürükle başlayıp, karda yatmışımda ciğerlerim bu yüzden parçalanıyormuş gibi sesler çıkararak öksürüyorum der gibiyim... Doktorum 3 günden önce ateşin düşmez dedi, 2 günde düştü de bu öksürük ne zaman biticek bilmiyorum...Geçer nasıl olsa :)
Hayat sürpiz, hayat keyifli...
Sürprizli bir hafta diliyorum herkese...
~mrl~