Sevgili Wegwarte beni Aralık ayında sobelemişti. İlk sobemde yazdığım, yazamama sebeplerime yenileri eklendi :)
Artık öksürük olayı kontrolden çıktı, doktoruma bir ziyaret = bir torba ilaç :) İşin güzel yanı 1 aydır ilk defa bugün az öksürdüm :)
Gelelim hakkımda bilinmeyen 7 gerçeği açıklamaya :P
Bu biraz zor aslında, okuyanların az çok bildiği şeyler çıkıcak sanki...
1* Doğduğum gün gülüyormuşum... Hastanede gülen bebek olarak adlandırılmışım :)
2* 1,5 yaşındayken bile babamla inatlaşıyormuşum. İnatçıyım evet :) Ayrıca dozunda inat keyiflidir bile...
3* Sürpriz yapmaya bayılırım... Herkesin hayatında sürpriz yapabileceği insanlar vardır.O şaşkın ifadeyi ne çok severim.Yazın annemlerin yanına Altınoluğa habersiz gitmelerim ve annemin gözlerindeki o sevinç benim için vazgeçilmez...
4* Yemek yapmayı bilmem, ev işinden hiç anlamam :)
Ama elinde ben olan güzel yemek yapar derler, bu yüzden birgün yaparsam güzel olacağına inanıyorum...Öte yandan denemelerim de beğenilmiyor değil neyse ki!
5* Sokaktaki hayvanlara yemek taşırım.Üşendiğim çok şey vardır ama bu bana hiç zor gelmez.Elimde bir kap apartmanın önünde çıkıp ''pisi pisi pisiii'' şeklinde yüksek sesle hepsini çağırırım.Nasıl duyarlar ne ara fırlarlar farkedemem bile en az 3 kedi gelir :) Geçen gün yine bizim sokakta oturan birileri benim yöntemle pisiliyordu :)
6* Eskiden olsa ilk sıraya araba kullanmak yazardım, şimdi listeye girer mi acaba diye düşündüm.Evet hala seviyorum ama İstanbul trafiğinde değil...
7* En bilinmeyenle bitirelim :)
İşten ayrılıp kendi ofisini açan bir deli :) Deli diyorum iş sahibi olan herkes böyle diyor çünkü :) Ama ben çok heyecanlıyım.Hayatımdaki yenilikler inanılmaz bir motivasyon sağlıyor.
Blog ziyaretlerinin azalmasının en sağlam sebebi de tadilat aşamasında olmamdır :)
Ben oyun devam etsin deyip kimseyi sobleyemiyorum, dönüpte takip etme fırsatı bulamayacağım için...
~mrl~
Thursday, February 7, 2008
Monday, January 28, 2008
Geciken Sobe
Geçen ay Archisugar 'cım hayatımı anlamlı kılan 7 şeyi anlatmak üzere sobelemişti beni... Wegwarte' cim de Hakkımdaki bilinmeyen 7 gerçeği açıklamak üzere sobeledi :) Ama araya giren telaşlı günler, minik yurtdışı gezisi, grip derken nihayet yazıyorum... İlk gelen sobe ile başlıyoruz...
* Ailem ve baldan tatlı üyesi Ege'm... Ben büyük ailede büyüdüm, kocaman bir ailede; dedeli-babaanneli, amcalı-yengeli, kuzenli bir evde... Birbirlerine sımsıkı bağlı insanların yaşadığı, iftarların-sahurların, bayram yemeklerinin en az 20 kişi ile yenildiği, bahçeli, huzur dolu bir evde...
Ailenin ne demek olduğunu çok küçükken öğrendim...
* Dostlarım! Onlarsız olmaz... Gözünün içine bakıp bütün hikayeyi görebilen, koşulsuz yanımda olan-yanlarında olduğum özel insanlar...
* Büyümesinden korktuğum; ama ısrarla, herşeye rağmen çocuk kalmayı başaran ruhum :) Heyecanını hiç kaybetmeyen, içinde kelebekler olduğuna inandığım ruhum :)
* Çalışmak! Ortaya birşeyler çıkarmak, üretimi organize etmek bana inanılmaz keyif verir. Kendini çok oyalayabilen biri değilim, işim olmalı hep.En sevdiğim iş günü, saatin ne zaman geçtiğini farketmeden akşam olması ve koltukta kala kalmak :)
* Gülmek-güldürmek, bardağın yarısı dolu demek :) Herzaman hayata pozitif yaklaşmak, çok inanıyorum ki hayata ne verirsen oda sana aynısını veriyor...
* Çok sevmek - sevilmek... İnsanları olduğu gibi kabul edip öylece sevmek... En zoru ama en güzeli :)
* İnanmaktan ve dilemekten vazgeçmemek ! İnanmak dünyanın en zor kavramı.Yürekten inanmak, kurcalamamak... Bunun yanında dileklere dikkat etmek.Hayat öyle sürprizler sunuyor ki inanmaktan ve istemekten vazgeçmeyenlere, mutluluk perisini sağ omuzunda piknik yaparken, papatya fallarında buluveriyorsun :)
Bir sonraki sobemiz hakkımda bilinmeyenler olucak...
Herkese şap-şahane bir hafta diliyorum.
~mrl~
* Ailem ve baldan tatlı üyesi Ege'm... Ben büyük ailede büyüdüm, kocaman bir ailede; dedeli-babaanneli, amcalı-yengeli, kuzenli bir evde... Birbirlerine sımsıkı bağlı insanların yaşadığı, iftarların-sahurların, bayram yemeklerinin en az 20 kişi ile yenildiği, bahçeli, huzur dolu bir evde...
Ailenin ne demek olduğunu çok küçükken öğrendim...
* Dostlarım! Onlarsız olmaz... Gözünün içine bakıp bütün hikayeyi görebilen, koşulsuz yanımda olan-yanlarında olduğum özel insanlar...
* Büyümesinden korktuğum; ama ısrarla, herşeye rağmen çocuk kalmayı başaran ruhum :) Heyecanını hiç kaybetmeyen, içinde kelebekler olduğuna inandığım ruhum :)
* Çalışmak! Ortaya birşeyler çıkarmak, üretimi organize etmek bana inanılmaz keyif verir. Kendini çok oyalayabilen biri değilim, işim olmalı hep.En sevdiğim iş günü, saatin ne zaman geçtiğini farketmeden akşam olması ve koltukta kala kalmak :)
* Gülmek-güldürmek, bardağın yarısı dolu demek :) Herzaman hayata pozitif yaklaşmak, çok inanıyorum ki hayata ne verirsen oda sana aynısını veriyor...
* Çok sevmek - sevilmek... İnsanları olduğu gibi kabul edip öylece sevmek... En zoru ama en güzeli :)
* İnanmaktan ve dilemekten vazgeçmemek ! İnanmak dünyanın en zor kavramı.Yürekten inanmak, kurcalamamak... Bunun yanında dileklere dikkat etmek.Hayat öyle sürprizler sunuyor ki inanmaktan ve istemekten vazgeçmeyenlere, mutluluk perisini sağ omuzunda piknik yaparken, papatya fallarında buluveriyorsun :)
Bir sonraki sobemiz hakkımda bilinmeyenler olucak...
Herkese şap-şahane bir hafta diliyorum.
~mrl~
Saturday, January 19, 2008
Grip + Kaçamak + Düsseldorf

Zaman su gibi aktı yine... 20 güne ne çok şey sığdığına inanamıyorum :)
10 gündür bitmek bilmeyen grip, deli öksürük, hastalığa rağmen Almanya !
Aylar öncesinden yapılmış bir plan vardı, kızlarla Düsseldorf' a gideceğiz.Ben Pazartesi işe bile gidemeyip evde sürünürken Salı sabahı uçaktaydım :) Ben ki 400-500 kare fotoğraf çekerim seyahatte, tek kare fotoğrafla döndüm.Düsseldorf'un renksizliğinden mi benim hastalığımdan mı bilinmez hiç çekmedim...Tek kare var, oda bu :) En beğendiğim şey pastalar oldu...Süperdi! Tekrar gitmem gerekse pastalar yeterli sebep !
Birçok arkadaşım benim gibi hasta oldu, ben çok komiktim ''asla hasta olmuyorum'' deyip kendime nazar değdirdim :) Başağrısı ve kuru öksürükle başlayıp, karda yatmışımda ciğerlerim bu yüzden parçalanıyormuş gibi sesler çıkararak öksürüyorum der gibiyim... Doktorum 3 günden önce ateşin düşmez dedi, 2 günde düştü de bu öksürük ne zaman biticek bilmiyorum...Geçer nasıl olsa :)
Hayat sürpiz, hayat keyifli...
Sürprizli bir hafta diliyorum herkese...
~mrl~
Monday, December 31, 2007
Thursday, December 6, 2007
Tankut Öktem'i kaybettik...
Yine bir trafik kazası, yine zamansız bir yaşamın kaybı !
Türkiye önemli bir heykeltraşını kaybetti...
Tankut Öktem...
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin değerli hocası...
Gördüğümüz beğendiğimiz birçok heykelde imzası olan bu başarılı insan artık yok!
Üzgünüm çok...
mrl
Fotoğraf; Google' dan Yaralı Asker Anıtı - Şehitlik- Çanakkale
Türkiye önemli bir heykeltraşını kaybetti...
Tankut Öktem...
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin değerli hocası...
Gördüğümüz beğendiğimiz birçok heykelde imzası olan bu başarılı insan artık yok!
Üzgünüm çok...
mrl

Fotoğraf; Google' dan Yaralı Asker Anıtı - Şehitlik- Çanakkale
Sunday, November 25, 2007
Kasım sonunda İstanbul...


Harika bir Pazar günü yaşadık İstanbul'da... Dalgalar ve martılar şov yaptılar...İstanbul'u özleyenler görsün istedim.Herkesin vapurdan martılara simit atmışlığı vardır mutlaka :) Arkada beyaz köpükleri görmeyi beklerken birileri simit atmaya başladı.Bende bu fırsatı değerlendirdim...
~mrl~
Saturday, November 17, 2007
Roma Günleri - 2

İlk hristiyan imparator Constantinus, 324 yılında San Pietro Bazilıkası'nı Havari Petrus'un mezar yeri olduğu yere yaptırmış. 846 yılında Sarazenler tarafından Bazilika yağmalanmış ve Papa IV.Leo kilisenin etrafını yüksek duvarlarla kapattırmış. Bu yüzden Leonine Kenti olarak adlandırılmış ancak daha sonra Etrüks dilindeki adıyla Vatikan olarak adı değiştirilmiş.
Vatikan 1378'den sonra papaların ikametgahı haline gelmiş.1929'da Laterano Antlaşması'ndan sonra İtalya'dan bağımsız egemen bir devlet olmuş. Papa bu minik devletin tek hakimi oluyor.
Azizlere, şehitlere ve meleklere ait 140 heykeli olan bu devasa yapının Bazilikasında 60.000 kişilik ibadet alanı var.Bu sayı Vatikan'nın nüfusunun 100 katından bile fazlaymış :)

Vatikan muhafızları Michelangelo tarafından tasarlanmış mavi, kırmızı, turuncu renkli üniformalar giyiyorlar. Michalengelo her yaptığı ile Papa'ya aykırı gelirmiş.Üniformaları da o yüzden mi bu renklerle tasarladı merak ediyorum :)
Dan Brown' ın Melekler ve Şeytanlar isimli kitabında İsviçreli muhafızların kıyafetlerine espirili bir dokundurma var...
Vatikan San Pietro Meydanı, San Pietro Bazilikası, papalık sarayı ve bahçelerini kapsayan 1 km2'lik alandan oluşuyor. İlave olarak bazı yerler daha var, tabii isimlerini hatırlamıyorum.

Bazilika ve müzeyi gezmek tüm günü alıyor... 2. fotoğraftaki meydana geldiğimde tam bir hayal kırıklığı yaşadım! Her yer içeri girmek için bekleyen kalabalık kuyruklarla doluydu.Yanıma gelen şeker bir bayan tur düzenlediklerini, nereleri gezdireceklerini anlattı. Birde öğrenci miyim diye sordu :) Çok nazik olduğunu söyleyip teşekkür ettim :P
Tur gayet uzun sürdü, harika heykeller, yer mozaikleri, duvar halıları, kopyalarını bildiğim tablolar gördüm...
Birde cam bir tabuta konmuş Papa gördüm, fotoğraf çekilmesini engellemek için güvenlik sürekli yanında duruyordu. Kırmızı kaftanıyla bembeyazdı. Bakamadım!!
Bazilika'nın en üst noktasına kadar çıktım.İnanılmaz dar ve çok merdivenlerden çıkılıyor.Yorulup dinlenmek istesen yolu kapatıyorsun, sadece tek kişinin geçebileceği genişliği var! Hatta kubbe şeklinde olduğu için bazı yerlerde dik bile yürünmüyor.Eğri yürümekten tansiyonum düştü hissi verdi bana :)
Ama yukarı çıkınca 2. karedeki bu klasik fotoğrafı kendim çekme şansı buldum :)

Burada en çok şaşırdığım, tüm kubbenin etrafı sabit şamdanlarla doluydu, hangi babayiğit bunlara mum yada yanan başka ne kullandılarsa yerleştirmeyi nasıl başardı düşünemiyorum :)
Keyifli bir Roma gününün ayrıntıları böyleydi işte...
~mrl~
Subscribe to:
Posts (Atom)
